Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Final Soruları 2012

0
4926

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Final Soruları 2012

Aşağıda ana hatlarıyla cevaplar verilmiştir. Ayrıca yapılan başlıca hatalar ve eksikliklere de kısaca değinilmiştir.

1.“…Gardiyanlar, tuvalet çukurlarını bezle tıkardı. Kanalizasyon taşıp, koğuşlara yayılır, beton zeminde b..klar yüzerdi. Tutuklular koğuşlarda, ayak bileklerinin hizasına gelen çişli ve b..klu sularda yürümek zorunda kalırdı. Co adlı kurt köpeğine tutuklular saygı göstermek zorundaydı. Tutuklular, Co koğuşa girdiğinde ayağa kalkıp hazırola geçiyordu. Koridorda Co’nun önünden geçerken köpeğe dönüp başıyla selam vermeyen yanmıştı. Dayak küfür gırla gidiyordu. Co, sabaha kadar havlatılıp tutuklular uykusuz bırakılıyordu…” (Oğuz GÜVEN, Zordur Zorda Gülmek, 78 Kuşağı, İstanbul 1998, s. 22. )

Anlatılan olaylar nasıl bir ceza hukuku anlayışını yansıtır? Bu anlayışın sadece ismini yazarak, tam karşıtı anlayışın özelliklerini kısaca belirtiniz. (5 puan)

Anlatılan olaylar BASKICI ceza hukuku anlayışının hâkim olduğu bir devlette yaşanabilir. Bu anlayışın tam karşıtı ÖZGÜRLÜKÇÜ ceza hukukudur. Bu ceza hukukunun başlıca özellikleri şöyledir:

– Devletin kutsallığı söz konusu olmadığından bir resmi ideoloji yoktur.
– Değişik fikirler şiddete çağrı yapılmadığı, suçu övme ve suça teşvik niteliğinde bulunmadığı sürece koruma görür. Çoğulculuk hakimdir.Düşüncelerin, sadece açıklanmasının suç sayılıp cezalandırılması anlamına gelen “düşünce suçu”na bu sistemlerde yer yoktur. Birey, devlete karşı korunur.
– Devlet sadece toplumsal düzeni korumakla değil, aynı zamanda bireyin ve toplumun geliştirilmesiyle de görevlidir.
– Cezalar ve infaz insan onuruna aykırı değildir, insanidir.

Klasik ceza hukuku-pozitif ceza hukuku olarak cevaplamak temel hatadır.
Soruda infazda yaşanan insanlık dışı muamelelerden söz edildiği için, cevapta mutlaka özgürlükçü ceza hukukunun İNSANİ olmasına vurgu yapılması gerekmektedir.

2. Maden ocaklarındaki ve tersanelerdeki işçi ölümleri nedeniyle kaleme aldığı yazıyı yayımlatan Kemal hakkında, TCK’nin 214/1. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle dava açılır. Davaya konu olan sözler şöyledir: “Sömürücüler bilsinler ki, açlık sınırında yaşayan işçileri-emekçileri hiçbir kuvvet susturamayacak ve ölümlerin üzerini hiçbir patron örtemeyecektir. Zafer emekçilerin olacaktır, yaşasın emekçiler!” Söz konusu düzenlemeye göre, Kemal’in sarf ettiği sözler suç sayılabilir mi? Neden? Kısaca açıklayınız. (10 puan)

Bu soru cevaplandırılırken, sizlere henüz ayrıntılı bir biçimde anlatılmamış olan 214. maddenin unsurlarının bulunup bulunmadığı tartışmasına girmeniz değildi beklenen.

TCK madde 26- (1) “Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez.” hükmünü koymuştur.
Bu bir hukuka uygunluk nedenidir.

Olayda, hakkın kullanımı söz konusudur. “Düşünce özgürlüğü”nün en önemli sonuçlarından biri olan “düşünceyi açıklama” ve “eleştiri” hakkı çerçevesinde suç yoktur.

Suçun unsurlarının oluşup oluşmadığını araştırmak ve olayda 214. maddenin ihlal edildiğini söylemek temel hatadır.
Sadece düşünce özgürlüğünden söz edip, hakkın kullanımı ve eleştiri hakkından söz etmemek durumunda tam puan verilmemiştir. Hakkın kullanımının, hukuka uygunluk nedeni olduğu vurgulanmalıdır.

3. “Tecavüze uğrayan bir kişinin ailesi üzerindeki sosyal baskı çok ağırdır. Tecavüz mağdurunun, ailesi tarafından öldürülmesi durumunda, mahkemelerce haksız tahrik indirimi uygulanmalıdır. Hatta bu baskı isnat yeteneğini etkileyen bir neden sayılabilir.” şeklindeki düşünceyi değerlendiriniz. (5 puan)

Haksız tahrikten söz edilebilmesi için, tepkinin tahrik edici haksız eylemi yapana yönelmesi gerekir. Tecavüz mağdurunun haksız bir eylemi yoktur. Tecavüz edene karşı bir suç işlenirse, haksız tahrikten yararlanmak söz konusu olabilir.
Sosyal baskının isnat yeteneğini (anlama ve isteme) kaldırdığını söylemek mümkün değildir.

Haksız tahrik indiriminin uygulanması gerektiğini ve isnat yeteneğinin mutlaka etkileneceğini söylemek temel hatadır. Pek çok öğrenci, sadece haksız tahrikle ilgili değerlendirme yapıp, isnat yeteneğine hiç değinmemiş. Bu da tam puan alınmasını engelleyen bir durumdur.

4. TCK’nin 148. maddesinde düzenlenen “yağma” suçuyla ilgili olarak; “Daha az cezayı gerektiren hâl” başlığı altında 150. maddede şu hüküm yer almaktadır: “Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”Yağma suçunun hukuki niteliğini dikkate alarak, bu düzenlemeyi değerlendiriniz. (10 puan)

Yağma “bileşik” suçtur ve “gerçek birlik” söz konusudur. Yani yağma, kendisini oluşturan suçlara bölünemez ve suçlar bağımsızlıklarını kaybederler. İlgili düzenleme yanlıştır çünkü yağmayı parçalarına ayırmıştır. Bir ceza indirimi yapılacaksa, bu indirimin yağma suçu için öngörülen cezadan yapılması gerekir.

Düzenlemenin doğru olduğunu çünkü kişinin kendi hakkını zorla alabileceğini söylemek temel hatadır. Bu durumda dahi, yağmanın özelliklerini yazanlar, birkaç puan almışlardır.

5. “Kendisiyle evlenmeye yanaşmayan maktule Gülçin’i kaçırıp götürmek amacıyla olay yerine giden, ancak maktulenin yere çöküp direnerek kalkmaması nedeniyle…ateş edip öldürmesi…” şeklindeki olayı değerlendiriniz.(YCGK. 17.6.2003-1-172/194) (10 puan)

Evlenmeye yanaşmamak “haksız tahrik” değildir.
109. maddede düzenlenen “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçu teşebbüs aşamasında kalmıştır.
Gülçin’in öldürülmesi 82/1-i maddede düzenlenen, failin, “Bir suçu işleyememekten dolayı duyduğu infialle” gerçekleştirilmiştir.
Burada “birbirine bağlı suç vardır. Yani her bir suçun cezası verilir ve cezalar toplanır.
Faile “nitelikli adam öldürme” ve teşebbüs aşamasında kalmış “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarının cezası verilir ve toplanır.

Olayda “haksız tahrik”e ilişkin hiç değerlendirme yapmamak eksikliktir ancak önemli bir puan kaybına sebep olmamıştır.

6. Milletvekili Can sık sık sekreteri Su ile dertleşmekte; zihinsel özürlü üvey oğlu Ali nedeniyle huzurunun kalmadığını ve onu öldürmeyi planladığını söylemektedir. Can’a âşık olan Su, Ali’nin okulunda pedagog olarak çalışan Gül ile arkadaştır. Bir gün okula gider, Ali’nin ilacını babasının içirmeyi unuttuğunu söyleyerek içini zehirle doldurduğu şurup şişesini Gül’e verir ve Ali’ye içirmesini rica eder. Gül, öğle yemeğinden sonra bir kaşık zehri, ilaç zannederek Ali’ye içirir. Yemek sonrası fenalaşan Ali’yi hastaneye götürmeleri için, okul müdürü kendi arabasını vererek Musa ile İsa’yı görevlendirir. Arka koltuğa yatırılan Ali’nin yanına öğretmen Efe oturur. İsa arabayı kullanır, Musa da ön koltuğa oturur. İsa ve Musa çok lüks olan arabanın kaç kilometre hız yapabileceğini denemeye karar verirler. Büyük bir süratle giderlerken araba bariyerlere çarpar ve arkada oturan Ali ile Efe çarpmanın etkisiyle beyin kanaması geçirerek ölürler. Bu arada Gül’ün masada unuttuğu şurup şişesini gören 7 yaşındaki Ayşe, birkaç yudum içtikten sonra kısa bir sürede ölür. Olayda Can (2 p), Su (8 p), Gül (5 p) ve İsa ile Musa’nın (5 p) cezai sorumluluklarını değerlendiriniz. (20 puan)

CAN’ın cezai sorumluluğu yoktur, sadece düşüncesini açıklamıştır. Düşüncesini henüz eyleme dönüştürmemiştir ve Su’dan bir talepte bulunmamıştır. İştirak iradesi yoktur. Burada yasama dokunulmazlığının tartışılması gereksizdir.

SU “dolaylı fail”dir (m. 37/2). Gül’ü, işlemek istediği suç için “araç” olarak kullanmıştır. Kullanılan kişinin işlediği suçun asıl faili, dolaylı faildir. Aynı zamanda suçu “tasarlayarak” (m. 82/1-a) işlemektedir. Aracın kaza yapması nedeniyle “nedensellik bağı kesildiği” için “nitelikli adam öldürmeye teşebbüs”ten sorumludur. Ayşe’nin ölümüyle Su’nun hareketi arasında nedensellik bağı yoktur.

GÜL bir “araç” gibi kullanılmaktadır. Ali’nin ölümünden sorumlu değildir, bu suçun faili Su’dur. Ayşe’nin ölümünden de sorumlu tutulamaz, şurup şişesinde zehir olduğunu öngörebilmesi mümkün değildir. “Şişede şurup olsaydı ve unutsaydı, Ayşe onu içseydi belki yine ölecekti” şeklinde bir mantık yürütülemez. Eğer Ali şurubu içer içmez Ayşe’nin önünde fenalaşsaydı bu olasılıkta “taksir” ya da “bilinçli taksir” düşünülebilirdi. Yine de Ayşe’nin ölümünden, Gül’ü taksirli olarak sorumlu görenlere puan verilmiştir.

İSA ve MUSA araçta kendileri de oldukları için “muhtemel kast”tan söz etmek mümkün değildir. Bilinçli taksir ve basit taksir olma ihtimali tartışılmalıdır. Burada mutlaka vurgulanmasını aradığım husus; taksirli suçlarda “hareketin iradiliği” noktasında “iştirak”in mümkün olduğudur. (en azından, tartışmalı bir konu olduğuna değinilmelidir.)

Temel hatalar:

Can’ın “azmettiren” olarak tanımlanması.
Su’nun “fail”, Gül’ün “dolaylı fail” olduğunun yazılması.
Su’nun, Ali’nin yaralanmasından sorumlu bulunması ya da nedensellik kesildiği için sorumsuz görülmesi.
Ali’nin ve Ayşe’nin ölümünden Gül’ün veya Ayşe’nin ölümünden Su’nun sorumlu tutulması.
Çift neticeli sapma, nedensellikte sapma, suçta sapma…kurumlarının olayda uygulanması.
İsa ve Musa’nın kasıtlı oldukları sonucuna varılması veya taksirli sorumlulukta “kusurun bölünmesi”.
7. Murat, karısı Ayşe kendisiyle istemeyerek evlendiği için, acı çektirmek amacıyla, Ayşe’nin tüm karşı koymalarına rağmen defalarca zorla cinsel ilişki kurmuştur. Ayşe bir akşam eve sarhoş olarak gelen ve zorla cinsel ilişkide bulunmak isteyen Murat’ın başına demir havanı fırlatır ve ağır bir şekilde yaralar. Murat’ın öleceğinden korkan Ayşe, hemen bir ambulans çağırarak hastaneye yetiştirir ve Murat kurtulur. Murat (5 p.) ve Ayşe’nin (5 p.) cezai sorumluluklarını değerlendiriniz.(10 puan)

Murat açısından, karısına karşı defalarca cinsel saldırı suçunu gerçekleştirdiği için, diğer şartların da varlığı halinde –ki olayda var- zincirleme suç (m. 43) söz konusudur. Karısının kendisiyle istemeyerek evlenmesi bir “haksız tahrik” sebebi değildir. Ayrıca burada “iradi sarhoşluk” söz konusudur, teşebbüs aşamasında kalan son suç bakımından, cezada bir indirim olmaz. Bu suç da zincirleme suça dahildir.

Ayşe “meşru müdafaa” (yasal savunma) durumundadır. Saldırı başlamak üzeredir. Meşru müdafaanın diğer koşullarının olmadığını gösteren belirgin bir husus yoktur burada. Ayşe’nin fiili hukuka uygun olduğu için “gönüllü vazgeçmeden” söz etmek mümkün değildir. Gönüllü vazgeçme (m. 36) fiilin suç teşkil ettiği durumlarda ve teşebbüs aşamasında söz konusu olur.

Ayşe, Murat’ın karısı olduğu için, Murat’ın yaptıklarının suç olamayacağını, hakkını kullandığını söyleyenlerin sayısı hiç de az değil. Beni en çok şaşırtan cevaplardan biri bu oldu. Elbette ki bu temel bir hatadır.
Zincirleme suç birçok öğrenci tarafından hiç değerlendirilmemiş, Murat’la ilgili olarak; haksız tahrik ve sarhoşluk üzerinde durulmamış.

Ayşe’nin sadece “haksız tahrik” ten faydalanabileceğini söyleyenler çok fazla. Yine Ayşe’nin meşru müdafaadan yararlanacağını söyleyip aynı zamanda “gönüllü vazgeçme” durumunda olduğunu söyleyenler de çok. Bunların tümü temel hatadır. Meşru müdafaa ve gönüllü vazgeçme aynı olayda bir arada olamaz. “Eğer meşru müdafaa olmasaydı…..” şeklinde başlayıp böyle bir olasılıkla bağlantılı olarak gönüllü vazgeçmeyi anlatanların cevapları doğru kabul edilmiştir.
8. Yukarıdaki olaydan sonra çok öfkelenen Murat, Ayşe’ye hastaneden çıkınca onu öldüreceğini söyler. Ayşe 17 yaşındaki kardeşi Fuat’tan, Murat’ı korkutması için yardım ister. Fuat, Ayşe’yle bir plan yapar. Bu plana göre; Ayşe gece yatak odasının perdesini açık tutacak ve her zaman cam kenarında yattığı halde o gece yatmayacaktır. Fuat arkadaşı 19 yaşındaki Kerem’le anlaşır ve çalıştıkları oto galerisinin patronunun kasasından tabancasını çalarlar. Olaydan sonra rahat kaçabilmek için patronun lüks arabasının kapısını telle açıp arabayı çalıştırırlar ve Ayşe’nin evinin önüne giderler. Fuat, cesaret kazanmak için bir şişe şarap içer ve sarhoş olur. Kerem arabada beklerken Fuat, sokak lambasının aydınlattığı yatak odasının penceresinden Murat’ın bacağına ateş eder. Arabaya binmek için döndüğünde Kerem’i bulamaz. Kerem başının daha fazla derde girmemesi için olay yerini terk etmiştir. Kerem maaşına zam yapmadığı için çok öfkeli olduğu patronunun arabasını bir araziye götürerek yakar. İnfilak eden arabadan etrafa yayılan ateş, Polat’ın park halindeki aracının yanmasına ve Polat’ın yaralanmasına sebep olur. Bacağından yaralanan Murat ise kan kaybından ölür. Kerem 6 ay önce işlediği bir yaralama suçu nedeniyle mahkûm olmuş ancak cezası ertelenmiştir. Olayda Ayşe’nin (4 p.), Fuat’ın (10 p.) ve Kerem’in (16 p.) cezai sorumluluklarını değerlendiriniz. (30 puan)

Murat’ın Ayşe’yi “tehdit” etmesi “haksız tahrik” olarak değerlendirilir. “Şahsi” bir sebep olan haksız tahrikten şartları varsa, Ayşe’nin kardeşi Fuat faydalanabilir (haksız hareketin mutlaka kendisine yönelmesi gerekmiyor) ancak Kerem faydalanamaz.
Fuat’ın Ayşe’yle bir plan yaptığından söz ediliyor. Dolayısıyla, sonraki aşamadan Ayşe haberdardır ve iştirak iradesi vardır. Ayşe, Fuat’tan, Murat’ı “korkutması” için yardım istiyor ancak “plan” yapılması bunun basit bir korkutma olmayacağını gösteriyor. Ayşe de bunu biliyor ve istiyor. Aynı şekilde Kerem de olaylardan haberdar ve planlananı biliyor.
İştirak halinde işlenen iki suç var: Hırsızlık (tek bir hırsızlık) ve m. 87/4. İkinci suç, neticesi sebebiyle ağırlaşan suçtur, m. 23 gereği ağır neticeden sorumluluk açısından en azından taksir gerekir. Asıl fail cezalandırılıyorsa, iştirak edenler de cezalandırılırlar.

Aşağıda faillerin cezai sorumlulukları ana başlıklar halinde verilecektir.

AYŞE; 1. Haksız tahrik indiriminden faydalanır. (Murat’a karşı işlenen suç için) Aksini düşünenlerin doyurucu açıklamaları kabul edilmiştir.
2. Azmettireni azmettirmiştir (m. 38/2- azmettirdiği “çocuk”tur) aynı zamanda yardım edendir (burada yaptığı hareketi çok önemli görmek ve müşterek hâkimiyet olduğundan hareketle “fail” olarak değerlendirmek mümkündür) Aynı suça, farklı biçimlerde iştirak edilmişse en ağırının cezası verilir.
3. Hırsızlık ve m. 87/4’e göre sorumluluğu belirlenir.

FUAT; 1. Haksız tahrik indirimi yapılır. (Murat açısından) Aksini düşünenlerin doyurucu açıklamaları kabul edilmiştir.
2. Kerem’i azmettirmiştir. Aynı zamanda iki suç bakımından da “fail”dir.
3. Hırsızlık ve m. 87/4’e göre cezası belirlenir.
4. Cesaret kazanmak için alkol alması “sebebinde serbest hareketli suç”tur. İradi sarhoşlukta, cezada indirim yapılmaz.
5. 17 yaşında olduğu için cezası indirilir (m. 31/3).

KEREM; 1. Ayşe’nin tahrik edilmesi, Kerem’in cezasında indirim sebebi olmaz.
2. Gönüllü vazgeçmeden faydalanamaz, Fuat’ı engellemesi gerekirdi.
3. Hırsızlık (fail) ve m. 87/4’e göre (yardım eden) cezası belirlenir.
4. Patronun zam yapmaması haksız tahrik değildir.
5. Kamyonun yanması “çift neticeli isabette sapma” dır (olasılıklar yazılır, mala zarar suçu taksirle işlenemez.)
6. Polat’ın yaralanması “çift neticeli suçta sapma”dır.
7. Tekerrür hükümleri (m. 58) uygulanır.

Temel hatalar:

Ayşe’nin dolaylı fail olması
Ayşe’nin, işlenen suçlardan sorumlu bulunmaması
Ayşe’nin, altsoyunu azmettirmesi
Birden çok hırsızlık olması ve zincirleme suç
Fuat’ın cezasının “sarhoşluk” nedeniyle indirilmesi
Kerem’in gönüllü vazgeçmeden faydalanması
Kerem’in işlediği suçlardan diğerlerinin de sorumlu olması
Çift neticeli isabette ve suçta sapmadan söz edilmemesi.
Kerem’in işlediği suçların “fikri içtima” olarak değerlendirilmesi.

Başlıca temel hatalar dışında; faillerin cezai sorumluluğu belirlenirken pek çok hususa değinilmemiş, eksik bırakılmıştır.


Sponsorlu bağlantılarUnibilgi'yi sosyal medyadan takip ederek güncel duyurulara hızlı bir şekilde ulaşabilirsiniz.
Twitter→ twitter.com/unibilgi
Instagram→ instagram.com/unibilginet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
İsim