Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Bütünleme Soruları 2011

0
3326

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Bütünleme Soruları 2011

 

 

(3/B sınıfı)

Sınav Yönergesi: 1- Sınav süresi 80 dakikadır. 2- Kanun kullanılmayacaktır. 3- Başka kağıt verilmeyecektir. 4- Yanıtlarınız gerekçeli olmalıdır. 5- Ticaret şirketlerine ilişkin sorular 6102 sayılı (Yeni) Türk Ticaret Kanunu’na göre cevaplandırılacaktır. 6- Lütfen yazınızın okunaklı olmasına özen gösteriniz. 7- I. soru 30; II ve IV. sorular 10’ar; III. soru 20; V ve VI. sorular 15’er puan değerindedir. 

SORU I

Emekli işçi (A), tacir (B) tarafından işletilen mobilya mağazasından 5.000 TL değerinde bir koltuk takımı beğenmiş ve (B) ile bu takımın kendisine satılması, bedelinin ise bir ay sonra ödenmesi konusunda sözleşme yapmıştır. Satım sözleşmesinin ertesi günü (B), satım konusu koltuk takımını, fatura ile birlikte, (A)’ya teslim etmiştir. 

1. (A), vadede satım bedelini ödememiş ve temerrüde düşmüştür. (A) ile (B) arasındaki satım sözleşmesinde ise temerrüt faizine ilişkin herhangi bir açıklık bulunmamaktadır. Bu durumda (B), (A)’dan temerrüt faizi talep edebilir mi? Durumu değerlendiriniz. 

Söz konusu satım sözleşmesi, tacir (B)’nin ticari işletmesini (mobilya mağazasını) ilgilendirdiğinden (6762 sayılı TTK ve 6102 sayılı yeni TTK m. 3) ve tacirin borçlarının ticari olması asıl olduğundan (6762 sayılı TTK m. 21/I; 6102 sayılı yeni TTK m. 19/1), ticari iştir. 

(A) ile tacir (B) arasında sözleşme akdedilmiş olduğundan, taraflardan biri (tacir (B)) için ticari sayılan bu iş, sözleşmenin diğer tarafı (emekli işçi (A)) için de ticari nitelik kazanmıştır (6762 sayılı TTK m. 21/II; 6102 sayılı yeni TTK m. 19/2).
Temerrüt halinde, sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olmasa bile, temerrüt faizi talep edilebilir. Ticari işlerde uygulanacak kanuni temerrüt faiz oranı ise, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizi Kanunu’nda düzenlenmiştir. 

Bu Kanun’a göre ticari işlerde, temerrüt faizi oranı olarak, açıkça talep edilmek şartıyla, avans faiz oranı (Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı) üzerinden temerrüt faizi talep edilebilir (m. 2/II). Olayda da ticari bir iş söz konusu olduğundan, bu oran üzerinden temerrüt faizi talep edilebilecektir. Eğer açıkça bu oran talep edilmemişse, bu durumda, adi işlere kanunî temerrüt faizi oranı olarak uygulanan %9 oranı üzerinden temerrüt faizi hesaplanacaktır. 

2. (B)’nin düzenlediği ve (A)’ya teslim ettiği faturada satım bedeli, “%10 vade farkı işletilerek” 6.000 TL olarak gösterilmiştir. Bir ay sonra vade geldiğinde (B), (A)’dan 6.000 TL ödemesini talep etmiştir. (A), söz konusu bedeli ödemek zorunda mıdır? Durumu değerlendiriniz.

Faturayı alan kişinin, fatura içeriğine 8 gün içinde itiraz etmemesi halinde, fatura içeriği ile bağlı olunacağı kuralının (6762 sayılı TTK m. 23/II; 6102 sayılı yeni TTK m. 21/2), ancak faturayı alanın da tacir olduğu durumlarda uygulama alanı bulacağı –hâkim çoğunluk tarafından- kabul edilmektedir. Bu itibarla, olayda, faturayı alan (A), tacir olmadığından, 8 gün içinde itiraz etmemiş olsa dahi, söz konusu içerikle bağlı sayılamaz.

Üstelik itiraz edilmemesi halinde fatura içeriği ile bağlı olunacağına ilişkin kural, ancak faturanın olağan içeriğine dahil olan hususlara ilişkindir. Vade farkı, faturanın olağan içeriğine dahil bir unsur olmayıp, taraflar arasındaki sözleşmede bu kayıt kararlaştırılmamışsa, faturaya yazılmış ve itiraz edilmemiş olması, -faturayı alan tarafın tacir olduğu durumlarda dahi- bu kaydın kabul edildiği sonucunu doğurmamaktadır (YİBK, 27.06.2003 tarih ve E. 2001/1, K. 2003/1). 

Dolayısıyla olayda (A), faturadaki tutar olan 6.000 TL’yi değil, sadece sözleşmede kararlaştırılan tutar olan 5.000 TL’yi ödemekle yükümlüdür
.
SORU II

(X) A.Ş’nin yönetim kurulu üyesi (Y) A.Ş, kendisi için bankadan kredi (ödünç) almak istemektedir. 

1. (X) A.Ş söz konusu kredi sözleşmesine kefil olabilir mi? 
Türk Ticaret Kanunu 395.2’ye göre, şirket yönetim kurulu üyesi için kefalet veremez.
2. (X) A.Ş’nin (Y) A.Ş’nin bağlı şirketi olduğu varsayımında birinci soruya vereceğiniz yanıtta değişiklik olur muydu?

Türk Ticaret Kanunu 395.3’e göre, yönetim kurulu üyesinin şirkete borçlanma yasağına ilişkin hükümler şirketler topluluğu bakımından uygulanmayacaktır. Buna karşın, kayıp oluşması halinde, şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemeler uygulanacaktır. 

SORU III

Halka kapalı (X) A.Ş’nin, üst üste beş yıldır yapılan genel kurullarında alınan yıllık kârın dağıtılmaması kararları, kararlara muhalif kalan ve şirkette %15 paya sahip olan Ahmet Ökmen tarafından her yıl açılan davalarla iptal ettirilmiştir. Çoğunluğun kâr dağıtmama yönündeki tutumunu devam ettireceğini düşünen Ahmet Ökmen’in, iptal davası dışında bahsedilen sorunun kesin biçimde çözümünü sağlayabilecek ve dava yoluyla kullanabileceği bir hakkı bulunmakta mıdır? Kurum hakkında kısaca bilgi veriniz ve açılan dava üzerine mahkemenin hükmedebileceği çözümlerden sadece iki tanesini belirtiniz. 
Haklı nedenle fesih davası söz konusudur. Şirket içi bütün yolları tüketmiş olmasına rağmen pay sahipliği haklarını etkin bir şekilde kullanamayan, şirkette en az %10 oranında paya sahip bulunan azlık, mahkemeden şirketin haklı nedenle feshini talep edebilir.
Mahkemece; haklı nedenle fesih yerine, şirket ana sözleşmesinde asgari kâr dağıtım zorunluluğu öngörülmesine, azlık paylarının hakim ortaklarca satın alınmasına, azlığa yönetime katılma hakkı tanınmasına vs. karar verilebilir (iki tanesi yeterlidir).

SORU IV

(XY) Holding’in bağlı şirketi olan (A) Taşımacılık Limited Şirketi, verdiği ilanlarda ve yaptığı reklamlarda “(A) Taşımacılık Ltd. Şti., bir (XY) Holding A.Ş kuruluşudur.” ifadesini kullanmaktadır. (XY) Holding’in tanınmışlığına güvenen (Ü), (A) Taşımacılık Limited Şirketi’ne 15 tane TIR satmıştır. Ancak daha sonra, (A) Taşımacılık Limited Şirketi, piyasaya olan borçlarını ödeyemeyerek iflâs etmiştir. 
Alacağını (A) Taşımacılık Limited Şirketi’nden alamayacağını anlayan (Ü), limited şirketin ilanlarında ve reklamlarında yer alan “(A) Taşımacılık Ltd. Şti., bir (XY) Holding A.Ş kuruluşudur.” ibaresini gerekçe göstererek sattığı TIR’ların bedelini (XY) Holding A.Ş’den talep edebilir mi? 

Olayda şirketler topluluğu bağlamında güven sorumluluğu kurumu tartışılmalıdır. Hâkim şirket, bağlı şirketin alacaklılarında, bağlı şirketi destekleyeceği yönünde somut bir güven uyandırmışsa, alacaklılara karşı sorumludur. Ancak alacaklı kendi iş rizikolarını; duyduğu soyut, mesnetsiz güvene dayanarak hâkim şirkete yükleyemez.

Reklam ve ilanlarda kullanılan “(A) Taşımacılık Ltd. Şti., bir (XY) Holding A.Ş kuruluşudur” ifadesi alacaklılar nezdinde somut bir güven uyandırmaya yeterli olmadığı için (A) Limited Şirketi, TIR’ların bedelini (XY) Holding’den talep edemez. 

SORU V

(X) A.Ş, yatırımlarda kullanmak üzere, Türkiye İş Bankası’ndan kredi (ödünç) talep etmiştir. Banka, şirketin bilânçosu ile finansal tablolarını incelemiş ve şirkete kredi vermiştir. Kredinin vadesi geldiğinde, şirket borcunu ödeyememiş ve bankaya sunulan bilânço ile finansal tabloların gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine banka, şirket yönetim kurulu üyeleri aleyhine, kendi zararının tazmini için sorumluluk davası açmıştır. Yönetim kurulu açılan davada, aşağıda yer alan iddiaları sunarak davanın reddini talep etmiştir: 

a) “Şirket alacaklıları, tazminatın ancak şirkete verilmesi talebiyle sorumluluk davası açabilir.”
Şirket alacaklıları doğrudan uğradıkları zararın kendilerine ödenmesini talep edebilir.

b) “Alacaklıların şirket iflâs etmeden sorumluluk davası açma hakkı bulunmamaktadır.” 
Şirket alacaklılarının, şirketin iflâsında sorumluluk davası açabileceğine ilişkin hüküm, alacaklıların dolaylı zararlarının tazmini talebinde uygulanır. Doğrudan zararlarda alacaklılar şirketin iflasını beklemek zorunda değildir.

c) “Söz konusu finansal tablolar ve bilânçodan dolayı yönetim kurulu ibra edilmiştir.” 
Yönetim kurulunun ibra edilmiş olması, alacaklıların sorumluluk davası açma haklarını düşürmez. 

SORU VI

“… Gerek taşınır ve taşınmaz mallara gerekse salt para alacağına ilişkin … davalarda adi ortaklığı oluşturan şirketler arasında zorunlu … dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Zira, aksine hüküm bulunmadığı hallerde adi ortaklığa ait mallardaki rejimin iştirak halinde olduğunun kabulü zorunludur. Ortaklığı ilgilendiren haklar ve borçlar bakımından ortakların tümünün davacı-alacaklı veya davalı-borçlu olmaları gerekir. Salt para alacağı olan … davalarda böyle bir zorunlu … dava arkadaşlığının bulunmadığının ve alacaklının müteselsil sorumlu olan bu [ortak] şirketlerden birini ya da ikisini tercih ederek … dava açabilmesinin mümkün olduğunun kabulü doğru değildir” (11. HD, 5.10.2009, E. 2009/5604, K. 2009/9994, BATİDER 2009, C. XXV, S. 4, s. 672). 
Yargıtay kararını kısaca değerlendiriniz. 

Doktrindeki bir fikre göre, adi şirket ortaklarının, şirket işlerinden doğan borçları konusunda ikili bir ayırım yapılması gerekir. Buna göre; ortaklardan tümü tarafından yerine getirilmesi gereken borçlarda, dava bütün ortaklar aleyhine açılmalıdır. Bununla birlikte, ortaklardan biri tarafından da yerine getirilebilecek borçlarda -para borcu gibi- müteselsil sorumluluk ilkesi gereği ortaklardan birine dava açılması yeterlidir.
Öte yandan adi şirket ilişkisi gereği, davanın, böyle bir ayırım yapılmadan, bütün ortaklar aleyhine açılması gerektiği görüşü de savunulmaktadır. 


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
İsim